Yaşadığım bu yokluk hissiyle sabaha kadar uyuyamayacağımın
farkındaydım.. Kim veya ne olduğunu bilmediğim ancak ruhuma kısa süreli huzur
getiren o varlığın kayboluşu beni tekrar hüzne boğmuştu. Çatıya sırt üstü
uzandım. Yıldızları seyretmeye devam ettim. Bu hayatta yaşadığım hiçbir şey
beni mutlu etmemişti. Çünkü ailesiz büyümüş ve sadece çatılarda yaşamıştım
yıldızlara daha yakın olabilmek için.. Daha ufacık bir çocukken ailem
olmadığını farkettiğimde kendime bir yıldız bulmuştum ve tüm hayatımı onunla paylaşmıştım..
Kendimi onun ailem olduğuna inandırmayı nasıl başarmıştım bilmiyorum ama küçük
bir çocukken acıya dayanmak daha kolay oluyordu. Tüm hayatım her farklı çatıda
yıldızları izlemekle geçmişti.. Bu hayat gözlerimin önünden kayıp giderken göz kapaklarımın
ağırlaştığını hissettim.
“Bekle lütfen nereye gidiyorsun.. yüzünü göster” nefes nefese ardından koştuğum şey bir ışık
demetinden başka bir şey değildi. Asla yakalayamayacağımı bilerek koşmaya devam
ettim. Nefesim kesilip yere yığıldığımda tüm umutsuzluk bedenimi kaplamıştı.
Ellerimle topraktan destek alıyor ve ağlıyordum. Gözyaşlarım ellerime ordan
toprağa karışıyordu.
“Niye ağlıyorsun?” dedi aynı tanıdık ılık ses..
Başımı kaldırdığımda kaybolmasından korktum. Bu kez cevap
verecektim. “Çünkü sen gittin” diyebildim.
Önümde yere çömeldiğini farkettim.. Elini saçıma uzatıp beni
ışık demetine boğdu.. Boşluk ve sonsuzluk.. Birlikteydik ama yeryüzü artık orda
dizlerimin altında değildi. Sadece ışık vardı gözlerimi kör edebilecek kadar
güçlü.. Gözlerimi kapadım.. Merak ediyordum.. Huzurlu, dingin…
Gözlerimi açtığımda güneşin doğduğunu ve hala çatıda
sırtüstü uzanmış olduğumu gördüm.. Rüya
mıydı? Ne kadarı rüyaydı? Işık süzmesi gerçekten yanımda mıydı? Bu
soruların cevabını asla öğrenemeyeceğimi düşündüm. Artık yerimden doğrulmalı ve
her gün ne yapıyorsam onu yapmaya devam etmeliydim. Yani koca bir hiçliğe..
Sokaklarda dolaşıyor ve sadece izliyordum.. İşte yine aynı
şeyler oluyordu. Güçlüler güçsüzleri hor görüyordu. Çocuklar ciddiye alınmıyor
hayalleri parçalanıyordu. İnsanlar bir dilim ekmek için ağlarken diğerleri
ellerindekinin kıymetini bilmiyordu… Birileri nedensiz öldürülüyor birileri de açlık
yokluk veya mutsuzluktan ölüyordu.. ve bense sadece izliyor ve ağlıyordum..
….
Hava kararmıştı.. Sonsuzluğu düşündüm.. Bana nasıl
hissettirdiğini hayal ettim.. Orada olmalıydım o ışık demetinin tam ortasında o
varlıkla birlikte…
Belki tekrar karşılaşırım umuduyla hemen bulduğum en yakın çatıya
çıktım.. Bekledim.. İnsanlar sokaklardan çekilinceye, şehir iyice karanlığa
teslim oluncaya ve sessizlik hüküm sürmeye başlayıncaya dek bekledim.. Ama
umutsuzluk kalbinize bir kez düştüğünde geri dönülmez bir acı hissetmeye
başlarsınız her dakika biraz daha büyüyen.. İşte tam olarak hissettiğim buydu..
Dün gece hissettiğim sızıdan biraz daha büyük bir parça daha fazlaydı..
“Niye ağlıyorsun?” dedi… Sesi duyduğum anda yüzümde ki huzur
dolu gülümseme karar verdiğimin kanıtıydı.. “Seninle kalamamaktan korktuğum için”
diyebildim gözlerimi kapatarak karanlığa.. İşte o anda karanlığa kapattığım
gözlerim aydınlığa açıldı.. Boşluktaydım.. Sanki düşüyor gibi ama kontrollü..
Tüm benliği ışık demetiyle kaplanmış gözlerimi kamaştıran o varlık tam da
yanımdaydı.. Onunla gitmek istediğimi anlamıştı ve geri dönmüştü.. Dün
yaşadıklarım rüya değildi.. Bana bir kez daha düşünmem için verilmiş ikinci bir
şanstı sadece..
“Nereye gitmek istersin” diye sordu…
“Acının hissedilmediği sonsuzluğa” diye cevap verdim. Işıktan
yüzünü göremiyordum ama yüzüme baktığını biliyordum. “götür beni sonsuzluğa”
dedim ona güvenerek.. Elimden tuttu, sıcacık bir his elektrik gibi
parmaklarımdan vücuduma yayılmaya başladı ve tüm ışık hücrelerimi doldurdu.
Ellerime baktığımda parlamaya başladığımı farkettim.. Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle varlığa
baktım. Artık gözlerimi kamaştırmıyordu. Dünya üzerinde görebileceğim en güzel
şeydi. Tarifsiz.. Tanımsız.. Sonsuz güzellik.. Tüm benliğim parlıyordu..
“Sen? … Ben? .. Biz neyiz?” sesimin büyülü tınısı kendi
kendimi mest etmeye yetmişti. Bu ses benim mi diye hayret ediyordum.
“Gidelim” diyerek artık eskisi kadar parlamayan elini bana
uzattı… Elini tuttuğumda eskisi kadar sıcak ve yumuşak olmadığını farkettim.
Artık ona benzediğim için onu normal gördüğümü düşünerek rahatladım. Uçuyorduk.
Birlikte sonsuzluğa doğru… İçimde tarifsiz mutluluk huzur ve biz uçuyorduk..
Artık insani acılarım tükenmişti ve ben yeniden doğmuştum… Tüm yaşadıklarım
sanki kısa bir rüyaydı ve yeni hayatıma uyanmış gibiydim.. Başımı ona doğru
çevirdim ve “Sana minnettarım beni neye dönüştürdün… Bu his..”
Dünyadan uzaklaşmış karanlıkları geçmiş ve bambaşka bir
dünyanın kapılarını aralamıştık… Her yerde ışık demetleri vardı. Herkes
gülümsüyordu.. Herkes parlıyordu.. Elimi bıraktı ve beni ileriye doğru itti… Etrafıma
bakındım ve sonunda dönüştüğüm şeyin ne olduğunu anladım..
Ben artık bir yıldızdım ve parlamam için sonsuzluğa
getirilmiştim. Ben artık özgürdüm…
Devam edecek

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder