11 Aralık 2014 Perşembe

Sonsuzluğa seyahat 2. kısım

Yaşadığım bu yokluk hissiyle sabaha kadar uyuyamayacağımın farkındaydım.. Kim veya ne olduğunu bilmediğim ancak ruhuma kısa süreli huzur getiren o varlığın kayboluşu beni tekrar hüzne boğmuştu. Çatıya sırt üstü uzandım. Yıldızları seyretmeye devam ettim. Bu hayatta yaşadığım hiçbir şey beni mutlu etmemişti. Çünkü ailesiz büyümüş ve sadece çatılarda yaşamıştım yıldızlara daha yakın olabilmek için.. Daha ufacık bir çocukken ailem olmadığını farkettiğimde kendime bir yıldız bulmuştum ve tüm hayatımı onunla paylaşmıştım.. Kendimi onun ailem olduğuna inandırmayı nasıl başarmıştım bilmiyorum ama küçük bir çocukken acıya dayanmak daha kolay oluyordu. Tüm hayatım her farklı çatıda yıldızları izlemekle geçmişti.. Bu hayat gözlerimin önünden kayıp giderken göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim.

“Bekle lütfen nereye gidiyorsun.. yüzünü göster”  nefes nefese ardından koştuğum şey bir ışık demetinden başka bir şey değildi. Asla yakalayamayacağımı bilerek koşmaya devam ettim. Nefesim kesilip yere yığıldığımda tüm umutsuzluk bedenimi kaplamıştı. Ellerimle topraktan destek alıyor ve ağlıyordum. Gözyaşlarım ellerime ordan toprağa karışıyordu.
“Niye ağlıyorsun?” dedi aynı tanıdık ılık ses..

Başımı kaldırdığımda kaybolmasından korktum. Bu kez cevap verecektim. “Çünkü sen gittin” diyebildim.
Önümde yere çömeldiğini farkettim.. Elini saçıma uzatıp beni ışık demetine boğdu.. Boşluk ve sonsuzluk.. Birlikteydik ama yeryüzü artık orda dizlerimin altında değildi. Sadece ışık vardı gözlerimi kör edebilecek kadar güçlü.. Gözlerimi kapadım.. Merak ediyordum.. Huzurlu, dingin…

Gözlerimi açtığımda güneşin doğduğunu ve hala çatıda sırtüstü uzanmış olduğumu gördüm.. Rüya mıydı? Ne kadarı rüyaydı? Işık süzmesi gerçekten yanımda mıydı? Bu soruların cevabını asla öğrenemeyeceğimi düşündüm. Artık yerimden doğrulmalı ve her gün ne yapıyorsam onu yapmaya devam etmeliydim. Yani koca bir hiçliğe..


Sokaklarda dolaşıyor ve sadece izliyordum.. İşte yine aynı şeyler oluyordu. Güçlüler güçsüzleri hor görüyordu. Çocuklar ciddiye alınmıyor hayalleri parçalanıyordu. İnsanlar bir dilim ekmek için ağlarken diğerleri ellerindekinin kıymetini bilmiyordu… Birileri nedensiz öldürülüyor birileri de açlık yokluk veya mutsuzluktan ölüyordu.. ve bense sadece izliyor ve ağlıyordum..

….

Hava kararmıştı.. Sonsuzluğu düşündüm.. Bana nasıl hissettirdiğini hayal ettim.. Orada olmalıydım o ışık demetinin tam ortasında o varlıkla birlikte…

Belki tekrar karşılaşırım umuduyla hemen bulduğum en yakın çatıya çıktım.. Bekledim.. İnsanlar sokaklardan çekilinceye, şehir iyice karanlığa teslim oluncaya ve sessizlik hüküm sürmeye başlayıncaya dek bekledim.. Ama umutsuzluk kalbinize bir kez düştüğünde geri dönülmez bir acı hissetmeye başlarsınız her dakika biraz daha büyüyen.. İşte tam olarak hissettiğim buydu.. Dün gece hissettiğim sızıdan biraz daha büyük bir parça daha fazlaydı..

“Niye ağlıyorsun?” dedi… Sesi duyduğum anda yüzümde ki huzur dolu gülümseme karar verdiğimin kanıtıydı.. “Seninle kalamamaktan korktuğum için” diyebildim gözlerimi kapatarak karanlığa.. İşte o anda karanlığa kapattığım gözlerim aydınlığa açıldı.. Boşluktaydım.. Sanki düşüyor gibi ama kontrollü.. Tüm benliği ışık demetiyle kaplanmış gözlerimi kamaştıran o varlık tam da yanımdaydı.. Onunla gitmek istediğimi anlamıştı ve geri dönmüştü.. Dün yaşadıklarım rüya değildi.. Bana bir kez daha düşünmem için verilmiş ikinci bir şanstı sadece..

“Nereye gitmek istersin” diye sordu…

“Acının hissedilmediği sonsuzluğa” diye cevap verdim. Işıktan yüzünü göremiyordum ama yüzüme baktığını biliyordum. “götür beni sonsuzluğa” dedim ona güvenerek.. Elimden tuttu, sıcacık bir his elektrik gibi parmaklarımdan vücuduma yayılmaya başladı ve tüm ışık hücrelerimi doldurdu. Ellerime baktığımda parlamaya başladığımı farkettim..  Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle varlığa baktım. Artık gözlerimi kamaştırmıyordu. Dünya üzerinde görebileceğim en güzel şeydi. Tarifsiz.. Tanımsız.. Sonsuz güzellik.. Tüm benliğim parlıyordu..

“Sen? … Ben? .. Biz neyiz?” sesimin büyülü tınısı kendi kendimi mest etmeye yetmişti. Bu ses benim mi diye hayret ediyordum.

“Gidelim” diyerek artık eskisi kadar parlamayan elini bana uzattı… Elini tuttuğumda eskisi kadar sıcak ve yumuşak olmadığını farkettim. Artık ona benzediğim için onu normal gördüğümü düşünerek rahatladım. Uçuyorduk. Birlikte sonsuzluğa doğru… İçimde tarifsiz mutluluk huzur ve biz uçuyorduk.. Artık insani acılarım tükenmişti ve ben yeniden doğmuştum… Tüm yaşadıklarım sanki kısa bir rüyaydı ve yeni hayatıma uyanmış gibiydim.. Başımı ona doğru çevirdim ve “Sana minnettarım beni neye dönüştürdün…  Bu his..”

Dünyadan uzaklaşmış karanlıkları geçmiş ve bambaşka bir dünyanın kapılarını aralamıştık… Her yerde ışık demetleri vardı. Herkes gülümsüyordu.. Herkes parlıyordu.. Elimi bıraktı ve beni ileriye doğru itti… Etrafıma bakındım ve sonunda dönüştüğüm şeyin ne olduğunu anladım..

Ben artık bir yıldızdım ve parlamam için sonsuzluğa getirilmiştim. Ben artık özgürdüm…

Devam edecek


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder