Büyük bir bahçedeyim.. Yanımdaki kız arkadaşım bana büyük bir yapıdan bahsediyor. Bahsettiği yer her akşam kapanmadan önce
kapanış amacıyla etkinlik yapıyor. Bu yapı, yüksek tavanlı hafif kubbe gibi çatılı ama terası olan bir yer.. Oraya tüm insanlar kapanış için giderek tavandan aşağıya indirilen değişik görsel showu izliyorlar. Tanımını kelimelere dökemediğim bir görsellik var. İlk gittiğimde kapının kenarına başımı dayayarak gözlerim yıldız yıldız etkinliği izliyorum. Yüksek tavanlardan duvarlar boyunca aşağıya düşürülen görsellik paha biçilemez. Oldukça kalabalık ama benim gibi izleyen yok.. Başka kimse bu güzelliğin farkında değilmiş gibi.. O sırada kalabalığın arasında koyu kahverengi dağınık saçlı Yoseob beliriyor birden... Gülümsüyor güneş gibi. Beni farkediyor çünkü orda hayranlıkla showa bakan tek kişi benim. Aramızda düşünceler takas oluyorlar.. Konuşmuyoruz ama benim ortamdan büyülendiğimi anladığını biliyorum..Yanıma
yaklaşıyor onu gördüğümde sadece derin bir gülümsemeyle karşılık veriyorum. Ama içimde heyecan tomurcukları büyüyor. Sonra
ertesi gün tekrar gidiyorum aynı yerde yine karşılaşıyoruz. Hep gülümseyişler
bakışmalar. O kadar sevimli ve huzur veriyor ki bana. Her şeyi unutuyorum. Sonra
onunla takılmaya başlıyoruz kalabalığın arasında. Bir ara kolunu tutuyorum kaybolmamak
için. Her akşam orada kapanışı izleyip ayrılıyoruz. Nasıl mutluyum. Sonra bir gün terasa çıkmak istiyorum. Ama o gün Yoseobu göremiyorum. Arkadaşlarım da benimle geliyor ama birşey yokmuş hadi gidelim diyorlar. Bu defa @hayal_per yok :D
Hayır gidemem Yoseob gelecek diorum. Bir tanesi “Ya Yoseob hep gelirdi zaten senin yanına terasa saçmalama” gibi bir şey söylüyor.
Gelecek, biz onunla yakınız diyerek Yoseobb.. Yoseobbbb.. Yoseoobb diye sesleniyorum. Sonra Yoseobbbbbb diye avazım çıktığı kadar bağırıorum. Cevap yok.. "Ama burada olduğumu bilse emini gelir" diyorum. Nolur bulun onu diyorum. İhtiyacım var ona. Nasıl üzülüyorum nasıl bilseniz. Arkadaşlarım gidiyor. Umutsuzluğa kapılmak istemiyorum ve kendimi benim burda olduğumu bilmediği için gelmiyor durumuna inandırıyorum..Yalnız kalıyorum terasta. Gidip aramak istiyorum onu ama eğer gidersem
bir daha dönemiyormuşum terasa. Sonra terasın ucuna doğru yürüyorum. Kapıdan
uzaklaşıyorum ve sonra yüzümü kapıya doğru dönüyorum. Sağ tarafımda uzun
dikdörtgen bembeyaz örtülü bir masa. O sırada kapının açılış sesini duyuyorum gülüşmeler
kıkırdamalar falan. Bir merak... Heyecanla kapıya doğru baktığımda Sarı saçlı Kikwangın
gülümseyen sevimli yüzüyle karşılaşıyorum. Bak sürpriz edasında geliyor. Hani çok istediğiniz birşey olur da içinizde tarifsiz bir mutluluk ve heyecan tavan yapar ya.. İşte gerçek hayatta bile çok çok çok nadir tattığım o mucizevi duygu o an içimi doluyor ve tüm hücrelerime yayılıyor.. Yaşadığım his kelimelere dökülebilecek bir şey değil.. Arkasından Yoseob da sürpriz böyle yapılırrr diye kocaman gülümsemesiyle çıkıyor. Arkadan Junhyung salına salına muzip gülümsemesiyle yürüyor ve elinin tersiyle gülümsemesini gizleyerek cool olmaya çalışıyor :D Dongwoon ve Dujun yanyana
çıkarken çok silik olarak gördüğüm Hyunseung en arkadan geliyor. Ben onların girişini izledikçe
çığlıkla tepki veriyorum hemen sonra sakin olmalıyım diye düşünerek cool
davranmaya çalışıyorum ama karşılarında cool olmak ne mümkün.. Zaten onların
beklediği bak sürpriz yaptık mutlu ol sevin olayı. Benim çığlığımdan mutlu olabiliyorlar.. Ama yine de kendime hakim olmaya
çalışıyorum. Ve Yoseobun bana yaptığı sürprizi düşünüyorum. Arkadaşlarını benim
için buraya getirdi tam da gelmeyeceğini düşünmeye başlamışken...
Benim için FANMEETİNG yaptılar diye heyecandan ölüyorum.. Gelip masaya
diziliyorlar. Tam karşılarına oturuyorum kiki ve junun orta karşısına denk gelen
bir sandalyeye. Yanımda birisi oluşuyor. Ona İngilizce olarak ben
konuştukça sen koreceye çevirebilirsin diyorum. Öylesine
heyecanlıyken sakin kalmaya çalışmak hissini birebir yaşıyorum. Derken masaya yerleştikten sonra onlara ilk söylediğim şey şu oluyor "hep
korece konuşuyorsunuz hiç ingilizce konuşmuyorsunuz ve ben sinir oluyorum" :D Sadece gülümsüyorlar. O sırada Yoseob Kikwang ve Junhyung 'un güldüğünü çok net hatırlıyorum.. Ya yüzlerinde burada ne işimiz var memnuniyetsizliği hiç
olmuyor. Jun ve kikinin yüzü inanılmaz net zaten. Tüm tepkileri hafızamda
kayıtlı. “I’m from Turkey” dediğimde başlarını öyle bi sallıyolar ki güya ingilizce de
iyiler anladık falan edasında :D sonra bende I wish I could speak Korean
diyorum :D yine kiki ve jun gülüolar. Dongwoon ise kollarını önünde bağlamış ve sadece gülümsüyor.. Bazen bişeyler konuşuolar ama
hatırlamıyorum yanımdaki bana çeviri yapıyor. Ama daha çok susup bekliyorlar benim
sorularım var mı diye. Çok saygılılar çok sempatik alçakgönüllüler. O heyecanı
nasıl bastırdığıma şaşırıyorum. El şıkıştık mı hatırlamıorum onların masaya
oturmalarına kadar geçen sürede boşluklar var hatırlayamıyorum.
Off bu rüyaları
kaydedebilseydik ne güzel olurdu. Öyle motive olmuştum ki rüyamda gerçek hayata
geri dönmek hayal kırıklığı yaratsa da elimden gelen bir şey yok
Ayrıca bu rüyayı diğerlerinden farklı kılan, Jun'u gördüğüm ilk rüya olma özelliği taşımasıdır ^^ ve ona olan sempatimi artırmıştır.. Gerçek hayatta da böyleyse içine sokasın gelir... Bunların hepsi birer minnoş.. Onları tanımasaydım belki de daha iyiydi.. Biz rüyalarla yetinirken birilerinin onların yanıbaşında olduğunu bilmek çok sinir bozucu..
Evet yine bir fanfiction tadında rüya ile karşınızdaydım.. Bu gördüğüm şuana kadar gördüklerimi arasında 2. en iyisiydi. birincisi Kiki'nin 3 farklı kişi olduğuydu çünkü :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder