Evet bazen günleri karıştırdığım doğrudur. Ne yani bu benim
aptal olduğumu mu gösterir? Yaşadığım gerçeklerle rüyalarımı karıştırdığım da
olur? Ha bir de çok fazla unuturum.. Yani bu benim gereksiz, nafile olduğumu mu
gösterir?
Ya yetenekliysem.. Ya diğerlerinin yapamadığı ve asla sahip
olamadığı bir şeye sahipsem.. O zaman da ucube mi olurum?
Benim mutlu olmamı istemeyen insanlar neden mutlular? Veya
neden mutlu takılıyorlar? Beni neden yok sayıyorlar? Kendi ailem bile neden
benden korkmuş ve beni öylece gözden çıkarmış? O kadar korkunç muyum? Tek
kusurum anne karnındaki gelişimsel dönemde oluşan kuyruğumu kaybetmemiş
olduğumdur.. Bunun dışında sahip olduğum yeteneklerimle neden övünemiyordum?
Neden hep saklanmak zorundaydım?
Bir keresinde ilk defa bir arkadaşım olduğunu düşündüğümde
ona sırrımdan bahsetmiştim. Normalde kuyruğumu giydiğim bol kıyafetlerin
arasında kamufle edebiliyordum. Ancak eğer istersem onu serbest bırakabiliyor
ve ışıl ışıl parlayan göz kamaştırıcı bir görsel şölene dönüştürebiliyordum.. 8
yaşlarındaydım.. Engelli çocukların bakıldığı bir bakımevinde yaşadığım
dönemlerdi.. Engelli miydim? Bilmiyorum toplumun bana dayattığı bilgi bu
yöndeydi ve ben çocuk aklımla bunu kabullenmiştim.. Arkadaşımın tek kusuru
nasıl bende fazladan bir organ vardıysa onda eksikti.. Bacağı yoktu doğuştan..
Ama elleriyle ortaya çıkardığı şaheserler akıllara durgunluk verirdi. Hem resim
hem de oyun hamurlarından heykeller
yapabiliyordu.. Yani engelliydi! Bunu kimsenin önemsediğini
hatırlamıyorum.. Sonuçta engelliydi işte eksikti diğer insanlardan ya da fazla
farketmez.. İnsanlar kendilerine benzemediğinizi farkettiklerinde çok acımasız
olabilirlerdi. Bunu 8 yaşındayken bilmiyor olabilirdim ama şimdi biliyordum..
İşte bacağı eksik yeteneği katlarca fazla olan o arkadaşıma bir
gün “Sana bir şey göstermek istiyorum.. Ama bu büyük bir sır.. Eğer
saklayabilirsen seninle sonsuza kadar arkadaş kalabiliriz.. Hem belki gördüğün
şeyi çizmek istersin”
Gözleri sevinçten kocaman olmuş o sevimli yüzlü kıza sanki
bu söylediklerim umut olmuştu. Neden bilmiyorum ama onun kocaman yürekli ve
diğerlerinden üstün biri olduğunu sanıyordum..
Akşam herkes yataklarına çekildiğinde usulca yatağımdan
kalkarak onun yanına gittim ve hadi benimle gel dedim. Heyecanla bahçeye
çıktık. Çok dikkatli davranıyorduk.. Sonra binanın arkasındaki gizli bahçeye
geçtiğimizde bol yıldızlı karanlık huzurlu geceyi farkettim.. Ayın ışığı
üzerime vuruyordu. Dolunay vardı.
Ona “Burada bekle” dedim ve karşısına geçtim.
Üzerimdeki bol kazağımı çıkardım ve yıllardan sonra belki
ilk defa kuyruğumu serbest bırakmanın özgürlüğünü yaşadım.. Ayın ışığı altında
parıltılar etrafa saçılıyor içimdeki huzur hissi büyüdükçe büyüyordu.. Bembeyaz
kuyruğum serbest kalmış ay ışığında dans ediyordu. O benim parçamdı evet..
İnsan eğer var ise ellerini veya ayaklarını diğerlerinden saklayabilir miydi?
Peki ben neden saklanmak zorundaydım? Neden engelliydim? Bu bir engel miydi?
O
an çocuk aklımla bunları düşünebilmiştim.
Ama tam o sırada çığlık ve karmaşa
sesleri duydum. Binaya döndüğümde bir sürü çocuğun pencereden bana baktığını
gördüm.
Devam edecek
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder