14 Aralık 2014 Pazar

Parlayan Kuyruklu Çocuk 2. Kısım (Son)

Evet yüzlerinde ki dehşeti, korkuyu gördüm.. yalnızca bazıları heyecanla bakıyordu.. Öğretmenler telaşla bahçeye koşmaya başladı.. Arkadaşım sandığım kıza baktığımda korkudan binanın kenarına çömelmiş ağlıyordu. Olanlara anlam verememiştim o an..

Ama işin aslı şuydu.. Benim en çok güvendiğim arkadaşımın benden başka yakın dostlarının olabileceği aklıma gelmemişti. Kendimi onun için özel sanarak hayata karşı ilk hatayı yapmıştım. Sadece yakın olduğu bir arkadaşına akşam ışıklar kapandıktan sonra pencereye çıkmasını söylemişti belki ama o çocuk da boş durmamış ve başka arkadaşlarına söylemişti. Pencereye ulaşma yeteneğinde ki tüm çocuklar bunu duymuş ve şöleni izlemeye davet edilmişti.. Arkadaşım sandığım arkadaşım elbette çok üzgündü.. Çünkü sadece bir kişiye söylediğini iddia ediyordu ama benim için ne farkederdi ki.. İşte o olaydan sonra çocukların psikolojisini kötü yönde etkilediğim için uzaklaştırıldım.. Hem de sonsuza dek.. Ve başka hiçbir kurum beni kabul etmedi. Bende kaçtım. Ormanlara, dağlara kaçtım.. Hayata ve insanlara öfke duyarak büyüdüm. Benim nasıl bir tehlike oluşturabileceğime akıl erdiremiyor hep bunun üzerinde düşünüyordum…. Ormana kaçtıktan sonra çeşitli arama ekipleri beni aramak için ardımdan gönderildi. Belki de beni incelemek için bir kliniğe, bir laboratuvara veya çalıştırmak ve insanları eğlendirmek üzere bir sirke göndermeyi planlıyorlardı. İnsanların ne düşündüğünü asla bilemezdiniz ve ben artık insan gibi hissetmiyordum. Daha 8 yaşında yalnız başıma hayatta kalmaya çabaladım ve insanlara güvenmemeyi öğrendim.. Biliyor musunuz hiç insan arkadaşım olmadı…

Ormanda kuyruğumu saklamak zorunda değildim ve özgürce dolaşabiliyordum. Hem bir sürü de hayvan dostum vardı. Bir gün ormanın derinliklerinde daha önce hiç gitmediğim bir yerde küçük eski bir klübeye rastladım. Önce tereddüt etsem de cesaretimi toplayıp kapıyı tıklattım. Cevap yoktu. Kapı kolunu çevirdiğimde hiç zorlanmadan açılan kapı, karanlık odaya ışık süzmesinin girmesini sağlamıştı. Küçük tek odadan oluşan kulübe.. İçerisi bomboştu.. Burada kalabilirim diye düşünürken..

“Kim var orada” sesle irkildim. Refleks olarak kuyruğumu saklamış parlamasını engellemiştim.
Aynı bu kez heyecanlı tonda “Parlayan kuyruğun var” dedi. Sesin geldiği yöne baktığımda yine bir şey göremedim.

“Sizin nesliniz yüzyıllar önce tükenmemiş miydi?” dedi yine aynı heyecanlı şaşkın tonda..

“Kimsin sen?” diyebildim sesim titrek çıkmıştı.

Olduğu yerde bir adım ileri çıkmış olacak ki kapıdan sızan güneş ışığı ayaklarında parladı. Bir adım geri çekilmiştim. Karşımda ki şey her ne ise insan olmadığı kesindi. Bu yüzden biraz olsun rahatlamıştım. Birkaç adım sonra ışık tamamen tüm vücudunu aydınlattığında neye benzediğini görebilmiştim. İşte orda karşımda kar beyazı bir geyik duruyordu… Boynuzları ışıl ışıl parlayan gözleri simsiyah tam olarak gözlerimin içine bakan benden 3 kat büyük göz kamaştırıcı bir geyikti..
Bir sürü hayvan dostum olmuştu ama hiçbirisiyle daha önce konuşmamıştım. Peki bu gördüğüm de neyin nesiydi? Bir rüya mıydı?

“Sen konuşabiliyorsun?” diyebildim sadece. Cevap vermeyince ekledim. “8 yaşımdan beri bu ormanda yaşıyorum ve ne seni ne de bu kulübeyi gördüm.”

“Çünkü bu ormanda yaşamıyordun” verdiği cevapla tüm dengemi bozmuştu.

“Ne demek yaşamıyordum. Hayatımı bu ormanda geçirdim ben”  diye bağırdım.

“Hayır, hayatını geçirdiğin yer bu orman değildi. Bu ormanda yaşasaydın seni tanırdım. Bunca yıl nasıl saklanabilmişsin ve hayatta kalabilmişsin. Şu anda nerede olduğunu bilmiyorsun değil mi?” Üzerime doğru yürümeye başladı. Geri adımlar atarak kulübeden dışarıya çıktım. Arkamdan o da dışarıya çıktı. Güneş ışığı altında boynuzları daha da ışıl ışıldı.

“Peki burası neresi?” dedim etrafıma bakınarak..

“Sen insanları dünyasında bir ormanda yaşıyordun bunca zamandır. “ Konuşurken bir yandan da yürüyordu ve başıyla onu takip etmemi istiyordu. Ardından merakla gittim. Biraz ilerledikten sonra kocaman gövdeli bir ağacın önünde durdu. Boynuzlarıyla ağaca dokunduğunda, gövdenin ortasında bir delik açıldı ve delik hızla büyüyerek genişledi.. 

Başını bana çevirerek “Şimdi sana nerede olduğunu göstereceğim” dedi ve ağacın içinden geçti. 

Arkasından ağaca girdim. Ağacın içinde uzunca bir süre yürüdük. Bunun nasıl olduğunu anlayamıyordum. Tekrar büyük bir delikten geçtik ve az önceki ormana benzeyen bir yere çıkmıştık.  Yürümeye devam etti ve bir uçurumun kıyısına yaklaştık. Başıyla aşağıyı gösterdi. Birkaç adım atarak işaret ettiği yöne baktığımda gözlerime inanamadım. Ormandan kök alan ve gittikçe genişleyen masmavi bir nehir ve üzerinde daha önce görmediğim türde kuşlar süzülüyordu. İnsana benzeyen minik kanatlı canlılar etrafta uçuşuyordu.. 

Ve sonra o geyik bana “Burası Mucizelerin Ormanı.. Hoş geldin..” dedi.

Kendi evimi bulmuştum işte.. Bunca yıl dışlandığım hayattan buraya doğru itilmiş olduğumu anlamıştım. Artık engelli ya da eksik ya da ucube değildim. Benim gibilerin yaşadığı bu hayatta yeni bir başlangıç yaparak mutlu olacaktım..

Tüm düşünceler akarken, sevinç gözyaşlarım usul usul süzülmeye başlamıştı. Geyik yanıma yaklaştı ve boynuzuyla elime dokundu. Sırtına çıkmam için hamle yaptı ve ben direnmedim.. İstediği şeyi yaptım. Uçurumdan birkaç adım geri gitti ve şaha kalktı. O anda devasa kanatlar bedenini yararak serbest kaldı. Hız aldı ve bizi uçurumdan boşluğa bıraktı.. İşte uçuyorduk.. Kuyruğum özgürce ışıldamaya başlamıştı. Hiç bu kadar özgür hissetmemiştim.. Yıllardır özlediğim yuvama kavuşmuş gibi yabancısı olduğum bu mucizevi dünyanın içine huzurla süzüldüm..


Acı bitmişti…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder