Evet yüzlerinde ki dehşeti, korkuyu gördüm.. yalnızca
bazıları heyecanla bakıyordu.. Öğretmenler telaşla bahçeye koşmaya başladı..
Arkadaşım sandığım kıza baktığımda korkudan binanın kenarına çömelmiş
ağlıyordu. Olanlara anlam verememiştim o an..
Ama işin aslı şuydu.. Benim en çok güvendiğim arkadaşımın
benden başka yakın dostlarının olabileceği aklıma gelmemişti. Kendimi onun için
özel sanarak hayata karşı ilk hatayı yapmıştım. Sadece yakın olduğu bir
arkadaşına akşam ışıklar kapandıktan sonra pencereye çıkmasını söylemişti belki
ama o çocuk da boş durmamış ve başka arkadaşlarına söylemişti. Pencereye ulaşma
yeteneğinde ki tüm çocuklar bunu duymuş ve şöleni izlemeye davet edilmişti.. Arkadaşım
sandığım arkadaşım elbette çok üzgündü.. Çünkü sadece bir kişiye söylediğini
iddia ediyordu ama benim için ne farkederdi ki.. İşte o olaydan sonra
çocukların psikolojisini kötü yönde etkilediğim için uzaklaştırıldım.. Hem de
sonsuza dek.. Ve başka hiçbir kurum beni kabul etmedi. Bende kaçtım. Ormanlara,
dağlara kaçtım.. Hayata ve insanlara öfke duyarak büyüdüm. Benim nasıl bir
tehlike oluşturabileceğime akıl erdiremiyor hep bunun üzerinde düşünüyordum….
Ormana kaçtıktan sonra çeşitli arama ekipleri beni aramak için ardımdan
gönderildi. Belki de beni incelemek için bir kliniğe, bir laboratuvara veya
çalıştırmak ve insanları eğlendirmek üzere bir sirke göndermeyi planlıyorlardı.
İnsanların ne düşündüğünü asla bilemezdiniz ve ben artık insan gibi hissetmiyordum.
Daha 8 yaşında yalnız başıma hayatta kalmaya çabaladım ve insanlara güvenmemeyi
öğrendim.. Biliyor musunuz hiç insan arkadaşım olmadı…
Ormanda kuyruğumu saklamak zorunda değildim ve özgürce
dolaşabiliyordum. Hem bir sürü de hayvan dostum vardı. Bir gün ormanın
derinliklerinde daha önce hiç gitmediğim bir yerde küçük eski bir klübeye
rastladım. Önce tereddüt etsem de cesaretimi toplayıp kapıyı tıklattım. Cevap
yoktu. Kapı kolunu çevirdiğimde hiç zorlanmadan açılan kapı, karanlık odaya
ışık süzmesinin girmesini sağlamıştı. Küçük tek odadan oluşan kulübe.. İçerisi bomboştu.. Burada kalabilirim diye düşünürken..
“Kim var orada” sesle irkildim. Refleks olarak kuyruğumu
saklamış parlamasını engellemiştim.
Aynı bu kez heyecanlı tonda “Parlayan kuyruğun var” dedi.
Sesin geldiği yöne baktığımda yine bir şey göremedim.
“Sizin nesliniz yüzyıllar önce tükenmemiş miydi?” dedi yine
aynı heyecanlı şaşkın tonda..
“Kimsin sen?” diyebildim sesim titrek çıkmıştı.
Olduğu yerde bir adım ileri çıkmış olacak ki kapıdan sızan
güneş ışığı ayaklarında parladı. Bir adım geri çekilmiştim. Karşımda ki şey her
ne ise insan olmadığı kesindi. Bu yüzden biraz olsun rahatlamıştım. Birkaç adım
sonra ışık tamamen tüm vücudunu aydınlattığında neye benzediğini görebilmiştim.
İşte orda karşımda kar beyazı bir geyik duruyordu… Boynuzları ışıl ışıl parlayan
gözleri simsiyah tam olarak gözlerimin içine bakan benden 3 kat büyük göz
kamaştırıcı bir geyikti..
Bir sürü hayvan dostum olmuştu ama hiçbirisiyle daha önce
konuşmamıştım. Peki bu gördüğüm de neyin nesiydi? Bir rüya mıydı?
“Sen konuşabiliyorsun?” diyebildim sadece. Cevap vermeyince
ekledim. “8 yaşımdan beri bu ormanda yaşıyorum ve ne seni ne de bu kulübeyi
gördüm.”
“Çünkü bu ormanda yaşamıyordun” verdiği cevapla tüm dengemi
bozmuştu.
“Ne demek yaşamıyordum. Hayatımı bu ormanda geçirdim
ben” diye bağırdım.
“Hayır, hayatını geçirdiğin yer bu orman değildi. Bu ormanda
yaşasaydın seni tanırdım. Bunca yıl nasıl saklanabilmişsin ve hayatta
kalabilmişsin. Şu anda nerede olduğunu bilmiyorsun değil mi?” Üzerime doğru
yürümeye başladı. Geri adımlar atarak kulübeden dışarıya çıktım. Arkamdan o da
dışarıya çıktı. Güneş ışığı altında boynuzları daha da ışıl ışıldı.
“Peki burası neresi?” dedim etrafıma bakınarak..
“Sen insanları dünyasında bir ormanda yaşıyordun bunca
zamandır. “ Konuşurken bir yandan da yürüyordu ve başıyla onu takip etmemi
istiyordu. Ardından merakla gittim. Biraz ilerledikten sonra kocaman gövdeli
bir ağacın önünde durdu. Boynuzlarıyla ağaca dokunduğunda, gövdenin ortasında
bir delik açıldı ve delik hızla büyüyerek genişledi..
Başını bana çevirerek
“Şimdi sana nerede olduğunu göstereceğim” dedi ve ağacın içinden geçti.
Arkasından ağaca girdim. Ağacın içinde uzunca bir süre yürüdük. Bunun nasıl
olduğunu anlayamıyordum. Tekrar büyük bir delikten geçtik ve az önceki ormana
benzeyen bir yere çıkmıştık. Yürümeye
devam etti ve bir uçurumun kıyısına yaklaştık. Başıyla aşağıyı gösterdi. Birkaç
adım atarak işaret ettiği yöne baktığımda gözlerime inanamadım. Ormandan kök
alan ve gittikçe genişleyen masmavi bir nehir ve üzerinde daha önce görmediğim
türde kuşlar süzülüyordu. İnsana benzeyen minik kanatlı canlılar etrafta
uçuşuyordu..
Ve sonra o geyik bana “Burası Mucizelerin Ormanı.. Hoş geldin..”
dedi.
Kendi evimi bulmuştum işte.. Bunca yıl dışlandığım hayattan
buraya doğru itilmiş olduğumu anlamıştım. Artık engelli ya da eksik ya da ucube
değildim. Benim gibilerin yaşadığı bu hayatta yeni bir başlangıç yaparak mutlu
olacaktım..
Tüm düşünceler akarken, sevinç gözyaşlarım usul usul
süzülmeye başlamıştı. Geyik yanıma yaklaştı ve boynuzuyla elime dokundu.
Sırtına çıkmam için hamle yaptı ve ben direnmedim.. İstediği şeyi yaptım.
Uçurumdan birkaç adım geri gitti ve şaha kalktı. O anda devasa kanatlar
bedenini yararak serbest kaldı. Hız aldı ve bizi uçurumdan boşluğa bıraktı..
İşte uçuyorduk.. Kuyruğum özgürce ışıldamaya başlamıştı. Hiç bu kadar özgür
hissetmemiştim.. Yıllardır özlediğim yuvama kavuşmuş gibi yabancısı olduğum bu
mucizevi dünyanın içine huzurla süzüldüm..
Acı bitmişti…

