14 Aralık 2014 Pazar

Parlayan Kuyruklu Çocuk 2. Kısım (Son)

Evet yüzlerinde ki dehşeti, korkuyu gördüm.. yalnızca bazıları heyecanla bakıyordu.. Öğretmenler telaşla bahçeye koşmaya başladı.. Arkadaşım sandığım kıza baktığımda korkudan binanın kenarına çömelmiş ağlıyordu. Olanlara anlam verememiştim o an..

Ama işin aslı şuydu.. Benim en çok güvendiğim arkadaşımın benden başka yakın dostlarının olabileceği aklıma gelmemişti. Kendimi onun için özel sanarak hayata karşı ilk hatayı yapmıştım. Sadece yakın olduğu bir arkadaşına akşam ışıklar kapandıktan sonra pencereye çıkmasını söylemişti belki ama o çocuk da boş durmamış ve başka arkadaşlarına söylemişti. Pencereye ulaşma yeteneğinde ki tüm çocuklar bunu duymuş ve şöleni izlemeye davet edilmişti.. Arkadaşım sandığım arkadaşım elbette çok üzgündü.. Çünkü sadece bir kişiye söylediğini iddia ediyordu ama benim için ne farkederdi ki.. İşte o olaydan sonra çocukların psikolojisini kötü yönde etkilediğim için uzaklaştırıldım.. Hem de sonsuza dek.. Ve başka hiçbir kurum beni kabul etmedi. Bende kaçtım. Ormanlara, dağlara kaçtım.. Hayata ve insanlara öfke duyarak büyüdüm. Benim nasıl bir tehlike oluşturabileceğime akıl erdiremiyor hep bunun üzerinde düşünüyordum…. Ormana kaçtıktan sonra çeşitli arama ekipleri beni aramak için ardımdan gönderildi. Belki de beni incelemek için bir kliniğe, bir laboratuvara veya çalıştırmak ve insanları eğlendirmek üzere bir sirke göndermeyi planlıyorlardı. İnsanların ne düşündüğünü asla bilemezdiniz ve ben artık insan gibi hissetmiyordum. Daha 8 yaşında yalnız başıma hayatta kalmaya çabaladım ve insanlara güvenmemeyi öğrendim.. Biliyor musunuz hiç insan arkadaşım olmadı…

Ormanda kuyruğumu saklamak zorunda değildim ve özgürce dolaşabiliyordum. Hem bir sürü de hayvan dostum vardı. Bir gün ormanın derinliklerinde daha önce hiç gitmediğim bir yerde küçük eski bir klübeye rastladım. Önce tereddüt etsem de cesaretimi toplayıp kapıyı tıklattım. Cevap yoktu. Kapı kolunu çevirdiğimde hiç zorlanmadan açılan kapı, karanlık odaya ışık süzmesinin girmesini sağlamıştı. Küçük tek odadan oluşan kulübe.. İçerisi bomboştu.. Burada kalabilirim diye düşünürken..

“Kim var orada” sesle irkildim. Refleks olarak kuyruğumu saklamış parlamasını engellemiştim.
Aynı bu kez heyecanlı tonda “Parlayan kuyruğun var” dedi. Sesin geldiği yöne baktığımda yine bir şey göremedim.

“Sizin nesliniz yüzyıllar önce tükenmemiş miydi?” dedi yine aynı heyecanlı şaşkın tonda..

“Kimsin sen?” diyebildim sesim titrek çıkmıştı.

Olduğu yerde bir adım ileri çıkmış olacak ki kapıdan sızan güneş ışığı ayaklarında parladı. Bir adım geri çekilmiştim. Karşımda ki şey her ne ise insan olmadığı kesindi. Bu yüzden biraz olsun rahatlamıştım. Birkaç adım sonra ışık tamamen tüm vücudunu aydınlattığında neye benzediğini görebilmiştim. İşte orda karşımda kar beyazı bir geyik duruyordu… Boynuzları ışıl ışıl parlayan gözleri simsiyah tam olarak gözlerimin içine bakan benden 3 kat büyük göz kamaştırıcı bir geyikti..
Bir sürü hayvan dostum olmuştu ama hiçbirisiyle daha önce konuşmamıştım. Peki bu gördüğüm de neyin nesiydi? Bir rüya mıydı?

“Sen konuşabiliyorsun?” diyebildim sadece. Cevap vermeyince ekledim. “8 yaşımdan beri bu ormanda yaşıyorum ve ne seni ne de bu kulübeyi gördüm.”

“Çünkü bu ormanda yaşamıyordun” verdiği cevapla tüm dengemi bozmuştu.

“Ne demek yaşamıyordum. Hayatımı bu ormanda geçirdim ben”  diye bağırdım.

“Hayır, hayatını geçirdiğin yer bu orman değildi. Bu ormanda yaşasaydın seni tanırdım. Bunca yıl nasıl saklanabilmişsin ve hayatta kalabilmişsin. Şu anda nerede olduğunu bilmiyorsun değil mi?” Üzerime doğru yürümeye başladı. Geri adımlar atarak kulübeden dışarıya çıktım. Arkamdan o da dışarıya çıktı. Güneş ışığı altında boynuzları daha da ışıl ışıldı.

“Peki burası neresi?” dedim etrafıma bakınarak..

“Sen insanları dünyasında bir ormanda yaşıyordun bunca zamandır. “ Konuşurken bir yandan da yürüyordu ve başıyla onu takip etmemi istiyordu. Ardından merakla gittim. Biraz ilerledikten sonra kocaman gövdeli bir ağacın önünde durdu. Boynuzlarıyla ağaca dokunduğunda, gövdenin ortasında bir delik açıldı ve delik hızla büyüyerek genişledi.. 

Başını bana çevirerek “Şimdi sana nerede olduğunu göstereceğim” dedi ve ağacın içinden geçti. 

Arkasından ağaca girdim. Ağacın içinde uzunca bir süre yürüdük. Bunun nasıl olduğunu anlayamıyordum. Tekrar büyük bir delikten geçtik ve az önceki ormana benzeyen bir yere çıkmıştık.  Yürümeye devam etti ve bir uçurumun kıyısına yaklaştık. Başıyla aşağıyı gösterdi. Birkaç adım atarak işaret ettiği yöne baktığımda gözlerime inanamadım. Ormandan kök alan ve gittikçe genişleyen masmavi bir nehir ve üzerinde daha önce görmediğim türde kuşlar süzülüyordu. İnsana benzeyen minik kanatlı canlılar etrafta uçuşuyordu.. 

Ve sonra o geyik bana “Burası Mucizelerin Ormanı.. Hoş geldin..” dedi.

Kendi evimi bulmuştum işte.. Bunca yıl dışlandığım hayattan buraya doğru itilmiş olduğumu anlamıştım. Artık engelli ya da eksik ya da ucube değildim. Benim gibilerin yaşadığı bu hayatta yeni bir başlangıç yaparak mutlu olacaktım..

Tüm düşünceler akarken, sevinç gözyaşlarım usul usul süzülmeye başlamıştı. Geyik yanıma yaklaştı ve boynuzuyla elime dokundu. Sırtına çıkmam için hamle yaptı ve ben direnmedim.. İstediği şeyi yaptım. Uçurumdan birkaç adım geri gitti ve şaha kalktı. O anda devasa kanatlar bedenini yararak serbest kaldı. Hız aldı ve bizi uçurumdan boşluğa bıraktı.. İşte uçuyorduk.. Kuyruğum özgürce ışıldamaya başlamıştı. Hiç bu kadar özgür hissetmemiştim.. Yıllardır özlediğim yuvama kavuşmuş gibi yabancısı olduğum bu mucizevi dünyanın içine huzurla süzüldüm..


Acı bitmişti…

13 Aralık 2014 Cumartesi

Parlayan Kuyruklu Çocuk 1. kısım


Evet bazen günleri karıştırdığım doğrudur. Ne yani bu benim aptal olduğumu mu gösterir? Yaşadığım gerçeklerle rüyalarımı karıştırdığım da olur? Ha bir de çok fazla unuturum.. Yani bu benim gereksiz, nafile olduğumu mu gösterir?

Ya yetenekliysem.. Ya diğerlerinin yapamadığı ve asla sahip olamadığı bir şeye sahipsem.. O zaman da ucube mi olurum?

Benim mutlu olmamı istemeyen insanlar neden mutlular? Veya neden mutlu takılıyorlar? Beni neden yok sayıyorlar? Kendi ailem bile neden benden korkmuş ve beni öylece gözden çıkarmış? O kadar korkunç muyum? Tek kusurum anne karnındaki gelişimsel dönemde oluşan kuyruğumu kaybetmemiş olduğumdur.. Bunun dışında sahip olduğum yeteneklerimle neden övünemiyordum? Neden hep saklanmak zorundaydım?

Bir keresinde ilk defa bir arkadaşım olduğunu düşündüğümde ona sırrımdan bahsetmiştim. Normalde kuyruğumu giydiğim bol kıyafetlerin arasında kamufle edebiliyordum. Ancak eğer istersem onu serbest bırakabiliyor ve ışıl ışıl parlayan göz kamaştırıcı bir görsel şölene dönüştürebiliyordum.. 8 yaşlarındaydım.. Engelli çocukların bakıldığı bir bakımevinde yaşadığım dönemlerdi.. Engelli miydim? Bilmiyorum toplumun bana dayattığı bilgi bu yöndeydi ve ben çocuk aklımla bunu kabullenmiştim.. Arkadaşımın tek kusuru nasıl bende fazladan bir organ vardıysa onda eksikti.. Bacağı yoktu doğuştan.. Ama elleriyle ortaya çıkardığı şaheserler akıllara durgunluk verirdi. Hem resim hem de oyun hamurlarından heykeller  yapabiliyordu.. Yani engelliydi! Bunu kimsenin önemsediğini hatırlamıyorum.. Sonuçta engelliydi işte eksikti diğer insanlardan ya da fazla farketmez.. İnsanlar kendilerine benzemediğinizi farkettiklerinde çok acımasız olabilirlerdi. Bunu 8 yaşındayken bilmiyor olabilirdim ama şimdi biliyordum..

İşte bacağı eksik yeteneği katlarca fazla olan o arkadaşıma bir gün “Sana bir şey göstermek istiyorum.. Ama bu büyük bir sır.. Eğer saklayabilirsen seninle sonsuza kadar arkadaş kalabiliriz.. Hem belki gördüğün şeyi çizmek istersin”

Gözleri sevinçten kocaman olmuş o sevimli yüzlü kıza sanki bu söylediklerim umut olmuştu. Neden bilmiyorum ama onun kocaman yürekli ve diğerlerinden üstün biri olduğunu sanıyordum..
Akşam herkes yataklarına çekildiğinde usulca yatağımdan kalkarak onun yanına gittim ve hadi benimle gel dedim. Heyecanla bahçeye çıktık. Çok dikkatli davranıyorduk.. Sonra binanın arkasındaki gizli bahçeye geçtiğimizde bol yıldızlı karanlık huzurlu geceyi farkettim.. Ayın ışığı üzerime vuruyordu. Dolunay vardı.

Ona “Burada bekle” dedim ve karşısına geçtim.


Üzerimdeki bol kazağımı çıkardım ve yıllardan sonra belki ilk defa kuyruğumu serbest bırakmanın özgürlüğünü yaşadım.. Ayın ışığı altında parıltılar etrafa saçılıyor içimdeki huzur hissi büyüdükçe büyüyordu.. Bembeyaz kuyruğum serbest kalmış ay ışığında dans ediyordu. O benim parçamdı evet.. İnsan eğer var ise ellerini veya ayaklarını diğerlerinden saklayabilir miydi? Peki ben neden saklanmak zorundaydım? Neden engelliydim? Bu bir engel miydi? 
O an çocuk aklımla bunları düşünebilmiştim. 

Ama tam o sırada çığlık ve karmaşa sesleri duydum. Binaya döndüğümde bir sürü çocuğun pencereden bana baktığını gördüm.

Devam edecek

12 Aralık 2014 Cuma

Sonsuzluğa Seyahat 3. Kısım (Son)

Geldiğimiz yer sonsuzluktu ama garip bir şeyler oluyordu. Neden herkes beni buraya getiren yıldızın etrafında toplanmıştı.. Neden herkes mutsuzdu… Hemen yıldızımın yanına yaklaştım.. Öylece uzanmıştı ve artık eskisi kadar parlamıyor hayır hatta hiç parlamıyordu. İnsana benziyordu..

“Neyin var?” dediğimde başka bir yıldız “Hala bilmiyor musun?” dedi. 

“ Neyi?” dedim gözlerim kocaman açılmıştı ve duyacaklarımın korkunç olduğunu düşünmeye başlamıştım. 

“Bir yıldız bir insana ışığından verirse artık parlayamaz ve kısa sürede tamamen söner” 
O ana kadar yaşadığım huzur ruhumdan bunu duyduğum anda çekilmişti ve ben insanken hissettiğimden daha korkunç hissediyordum. Hemen yıldızımın ellerini avuçlarıma alarak “Bunu bana neden söylemedin?” dedim. Diğer yıldızlar şaşkındı.

“Söylememiş..”

“Biliyor olmalıydı”

“Kararı her zaman insanlar verirdi”

Neler oluyordu.. Anlayamıyor kahroluyordum…

” Lütfen birileri tüm ışığımı ona geri vermemde bana yardım etsin ben insan olarak yaşayabiliyordum neden böyle olmak zorunda sanki” ağlıyordum.

Gözyaşlarım boşluğa doğru yıldız tozları şeklinde dökülüyordu. Adeta bir görsel şölendi bu.. Hem ağlıyor hem de benden kaynaklanan bu mucizeye hayretle bakıyordum..

Yıldızlardan bir tanesi yanıma yaklaştı ve “Çok fazla acı çeken insanlar için bazı yıldızlar umuttur…  Seni takip etti ve ne kadar üzgün olduğunu gördüğünde buna kayıtsız kalamazdı. Sana birkaç defa sordu ve sen ona istediği cevabı verdin.. Çünkü o yalnız  ve kayıp bir yıldızdı.. Ona değer verdin.. Onu önemsedin.. Oda sana yardım etti. Çünkü sen daha ufacık bir çocukken o seni her zaman takip etti ve her zaman senin için parlamayı sürdürdü. Sana gerçeği söylemek istemedi çünkü sen kabul etmezdin. Çünkü o seni uzun süredir tanıyordu..  Işığını seninle paylaştığında kendi ışığı zamanla sönecekti.. Yine de bu mutluluğu yaşamak için bunu denemeye değerdi... Şimdi onun ışığını sonsuza dek yaşatmalısın.. “

Kulaklarıma sürekli yankılanan bu cümlelerle sonsuzluğa doğru uçuyordum.. Bu yaşadıklarımın rüya olması gerekiyordu. Bir yıldızın ölümüne nasıl sebep olabilirdim. Kendi bencilce duygularım yüzünden.. Bana sorsaydı asla kabul etmezdim. Bana söylemeliydi. Ne yani bunca zamandır baktığım o yıldız bu muydu? Hep benim için mi parlamıştı.. Sonunda onun ölümü ben mi olmuştum?

Ben hızla uçtukça gözyaşlarım parlak tozlar halinde ardımda iz bırakıyordu. Acım bile güzeldi.. Ama kendimi yıldız katili olarak görüyor ve kahroluyordum.. Onu kurtarmanın yolu yoktu.. Bununla sonsuza dek yaşayabilir miydim? Bu benim lanetim miydi?

Sonra geri dönmeye karar verdim. Yıldızım ölüyordu. Kollarıma aldığımda onu gözlerini araladı ve derin gülümsemesiyle karşılık verdi.

“Neden?” diyebildim ve yine yıldız tozlarına boğuldum.

 “Elini uzatarak yanaklarımdan süzülen yıldız tozlarını sildi.

“Korkma, ağlama, sen de başka mutsuz insanlar için parlamaya devam et.. Çünkü sen parladıkça sonsuzluğun artacak ve ben hep senin ışığında yaşıyor olacağım.. Sakın unutma o ışık aslında bendim.. Beni yaşat.. Hep ışığında olacağım.. Teşekkür ederim” dedi ve tozlara dönüşmeye başladı.
Çığlıklarımı bastıramıyordum… Ellerimde kalan tozlar etrafa saçıldı.. Artık yoktu.. Beni kurtaran yıldızımı öldürmüştüm.. Ama kendimi de öldürmeyecek ve onun için sonsuza dek parlayacaktım..
Sonra o yaşlı yıldızın söylediklerini hatırladım..

“Bir yıldız ne kadar fazla parlarsa bir yerlerde acı çeken herhangi bir insanın acısı biraz olsun hafiflermiş..” Buna inanmak zor değildi artık benim için.. Çünkü bunca yaşadığım zorlukta hep ayakta durabilmiştim benim için parlayan yıldızım sayesinde.. Kendi yıldızım için karar verdim. Hem kendim hem onun için sonsuza dek parlayacaktım…


Evet bir zamanlar ben bir insandım… Ama hayat bana hep acı sürprizler hazırlamıştı… Yenildim başaramadım.. Ama artık bir yıldızım.. Yıldız olarak başaracaktım ve sonsuzluğa parlayacaktım… 

SON



11 Aralık 2014 Perşembe

Sonsuzluğa seyahat 2. kısım

Yaşadığım bu yokluk hissiyle sabaha kadar uyuyamayacağımın farkındaydım.. Kim veya ne olduğunu bilmediğim ancak ruhuma kısa süreli huzur getiren o varlığın kayboluşu beni tekrar hüzne boğmuştu. Çatıya sırt üstü uzandım. Yıldızları seyretmeye devam ettim. Bu hayatta yaşadığım hiçbir şey beni mutlu etmemişti. Çünkü ailesiz büyümüş ve sadece çatılarda yaşamıştım yıldızlara daha yakın olabilmek için.. Daha ufacık bir çocukken ailem olmadığını farkettiğimde kendime bir yıldız bulmuştum ve tüm hayatımı onunla paylaşmıştım.. Kendimi onun ailem olduğuna inandırmayı nasıl başarmıştım bilmiyorum ama küçük bir çocukken acıya dayanmak daha kolay oluyordu. Tüm hayatım her farklı çatıda yıldızları izlemekle geçmişti.. Bu hayat gözlerimin önünden kayıp giderken göz kapaklarımın ağırlaştığını hissettim.

“Bekle lütfen nereye gidiyorsun.. yüzünü göster”  nefes nefese ardından koştuğum şey bir ışık demetinden başka bir şey değildi. Asla yakalayamayacağımı bilerek koşmaya devam ettim. Nefesim kesilip yere yığıldığımda tüm umutsuzluk bedenimi kaplamıştı. Ellerimle topraktan destek alıyor ve ağlıyordum. Gözyaşlarım ellerime ordan toprağa karışıyordu.
“Niye ağlıyorsun?” dedi aynı tanıdık ılık ses..

Başımı kaldırdığımda kaybolmasından korktum. Bu kez cevap verecektim. “Çünkü sen gittin” diyebildim.
Önümde yere çömeldiğini farkettim.. Elini saçıma uzatıp beni ışık demetine boğdu.. Boşluk ve sonsuzluk.. Birlikteydik ama yeryüzü artık orda dizlerimin altında değildi. Sadece ışık vardı gözlerimi kör edebilecek kadar güçlü.. Gözlerimi kapadım.. Merak ediyordum.. Huzurlu, dingin…

Gözlerimi açtığımda güneşin doğduğunu ve hala çatıda sırtüstü uzanmış olduğumu gördüm.. Rüya mıydı? Ne kadarı rüyaydı? Işık süzmesi gerçekten yanımda mıydı? Bu soruların cevabını asla öğrenemeyeceğimi düşündüm. Artık yerimden doğrulmalı ve her gün ne yapıyorsam onu yapmaya devam etmeliydim. Yani koca bir hiçliğe..


Sokaklarda dolaşıyor ve sadece izliyordum.. İşte yine aynı şeyler oluyordu. Güçlüler güçsüzleri hor görüyordu. Çocuklar ciddiye alınmıyor hayalleri parçalanıyordu. İnsanlar bir dilim ekmek için ağlarken diğerleri ellerindekinin kıymetini bilmiyordu… Birileri nedensiz öldürülüyor birileri de açlık yokluk veya mutsuzluktan ölüyordu.. ve bense sadece izliyor ve ağlıyordum..

….

Hava kararmıştı.. Sonsuzluğu düşündüm.. Bana nasıl hissettirdiğini hayal ettim.. Orada olmalıydım o ışık demetinin tam ortasında o varlıkla birlikte…

Belki tekrar karşılaşırım umuduyla hemen bulduğum en yakın çatıya çıktım.. Bekledim.. İnsanlar sokaklardan çekilinceye, şehir iyice karanlığa teslim oluncaya ve sessizlik hüküm sürmeye başlayıncaya dek bekledim.. Ama umutsuzluk kalbinize bir kez düştüğünde geri dönülmez bir acı hissetmeye başlarsınız her dakika biraz daha büyüyen.. İşte tam olarak hissettiğim buydu.. Dün gece hissettiğim sızıdan biraz daha büyük bir parça daha fazlaydı..

“Niye ağlıyorsun?” dedi… Sesi duyduğum anda yüzümde ki huzur dolu gülümseme karar verdiğimin kanıtıydı.. “Seninle kalamamaktan korktuğum için” diyebildim gözlerimi kapatarak karanlığa.. İşte o anda karanlığa kapattığım gözlerim aydınlığa açıldı.. Boşluktaydım.. Sanki düşüyor gibi ama kontrollü.. Tüm benliği ışık demetiyle kaplanmış gözlerimi kamaştıran o varlık tam da yanımdaydı.. Onunla gitmek istediğimi anlamıştı ve geri dönmüştü.. Dün yaşadıklarım rüya değildi.. Bana bir kez daha düşünmem için verilmiş ikinci bir şanstı sadece..

“Nereye gitmek istersin” diye sordu…

“Acının hissedilmediği sonsuzluğa” diye cevap verdim. Işıktan yüzünü göremiyordum ama yüzüme baktığını biliyordum. “götür beni sonsuzluğa” dedim ona güvenerek.. Elimden tuttu, sıcacık bir his elektrik gibi parmaklarımdan vücuduma yayılmaya başladı ve tüm ışık hücrelerimi doldurdu. Ellerime baktığımda parlamaya başladığımı farkettim..  Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle varlığa baktım. Artık gözlerimi kamaştırmıyordu. Dünya üzerinde görebileceğim en güzel şeydi. Tarifsiz.. Tanımsız.. Sonsuz güzellik.. Tüm benliğim parlıyordu..

“Sen? … Ben? .. Biz neyiz?” sesimin büyülü tınısı kendi kendimi mest etmeye yetmişti. Bu ses benim mi diye hayret ediyordum.

“Gidelim” diyerek artık eskisi kadar parlamayan elini bana uzattı… Elini tuttuğumda eskisi kadar sıcak ve yumuşak olmadığını farkettim. Artık ona benzediğim için onu normal gördüğümü düşünerek rahatladım. Uçuyorduk. Birlikte sonsuzluğa doğru… İçimde tarifsiz mutluluk huzur ve biz uçuyorduk.. Artık insani acılarım tükenmişti ve ben yeniden doğmuştum… Tüm yaşadıklarım sanki kısa bir rüyaydı ve yeni hayatıma uyanmış gibiydim.. Başımı ona doğru çevirdim ve “Sana minnettarım beni neye dönüştürdün…  Bu his..”

Dünyadan uzaklaşmış karanlıkları geçmiş ve bambaşka bir dünyanın kapılarını aralamıştık… Her yerde ışık demetleri vardı. Herkes gülümsüyordu.. Herkes parlıyordu.. Elimi bıraktı ve beni ileriye doğru itti… Etrafıma bakındım ve sonunda dönüştüğüm şeyin ne olduğunu anladım..

Ben artık bir yıldızdım ve parlamam için sonsuzluğa getirilmiştim. Ben artık özgürdüm…

Devam edecek


Sonsuzluğa Seyahat 1. kısım



“Niye ağlıyorsun” dedi. Ilık, yumuşacık bir ses..  Oysa ağlamıyordum. Nasıl farketmişti ruhumdan dökülen gözyaşlarını..  Kim olduğunu görmek için başımı kaldırdığımda aydan yansıyan ışık gözlerimi kamaştırdı ve ben önümde uzunca dikilen o silüeti seçemedim. “Kimsin sen?” sesim titreyerek sorabildiğim tek soruydu.
Gökyüzünde daha önce görmediğim kadar çok yıldız dünyaya inat parlıyordu. Ilık bir hava, parlak bir dolunay ve gecenin derin sessizliği karanlığı kaplıyordu. Uyku tutmayan gözlerim birazcık huzur aramak için etrafa bakınıyordu. Çatıya öylece oturmuş yıldızlara anlam yüklemeye çalışıyor ve ruhumdaki sancıyı bastırmaya çalışıyordum.
“Niye ağlıyorsun” dedi.  Ayın gözlerimde yaptığı yansıma etkisiyle seçemediğim uzun silüet beni ürkütmüştü. Kim olduğunu sorduğumda cevap vermemeyi seçmişti ve ayın önünde öylece durmaya devam ediyordu.
“Ağlamıyorum”  dediğimde ağlamıyordum. En azından görünürde gözyaşı yoktu.
“Niye ağlıyorsun?” dedi. Yerimden hafifçe doğrulacaktım ki korktuğumu anladığımı gösteren bir hamleyle ayın önünden çekildi ve arkama doğru geçti. Yüzüne bakmaya korkuyor başımı bir türlü çeviremiyordum. Sırtını sırtıma döndü ve arkamda oturdu.  Ama sonra biranda her şey değişti ve ruhum eskisi kadar sızlamadı. Tekrar sordum “Kimsin sen?”
“Sadece neden ağladığını söylemeni istiyorum” dedi. Neden bu kadar ısrarcı olduğunu anlamıyordum. Kim olduğunu bir kere daha sorsam bana yine aynı cevabı vereceğinden emindim artık.
“Gözyaşı görüyor musun? Ağladığı mı da nereden çıkarıyorsun?” sesim biraz yüksek çıkmıştı.
“daha önce 4. Kez sormamıştım ama buna mecburum lütfen 5. Kez sormak zorunda bırakma ve söyle niçin ağlıyorsun?”
Sözlerini bitirir bitirmez büyük bir şaşkınlık ve kızgınlıkla kim olduğunu görmek ve benimle dalga geçip geçmediğini anlamak için arkamı döndüm…
Boşluktu.. Sonsuzluktu.. Işık süzmesi halinde bir anda ortadan kayboluşunu gördüğümde tam olarak ruhumda hissettiğim yokluktu..

Devam edecek..

B2ST'li rüyalar :)

Büyük bir bahçedeyim.. Yanımdaki kız arkadaşım bana büyük bir yapıdan bahsediyor. Bahsettiği yer her akşam kapanmadan önce kapanış amacıyla etkinlik yapıyor. Bu yapı, yüksek tavanlı hafif kubbe gibi çatılı ama terası olan bir yer.. Oraya tüm insanlar kapanış için giderek tavandan aşağıya indirilen değişik görsel showu izliyorlar. Tanımını kelimelere dökemediğim bir görsellik var. İlk gittiğimde kapının kenarına başımı dayayarak gözlerim yıldız yıldız etkinliği izliyorum. Yüksek tavanlardan duvarlar boyunca aşağıya düşürülen görsellik paha biçilemez. Oldukça kalabalık ama benim gibi izleyen yok.. Başka kimse bu güzelliğin farkında değilmiş gibi.. O sırada kalabalığın arasında  koyu kahverengi dağınık saçlı Yoseob beliriyor birden... Gülümsüyor güneş gibi. Beni farkediyor çünkü orda hayranlıkla showa bakan tek kişi benim. Aramızda düşünceler takas oluyorlar.. Konuşmuyoruz ama benim ortamdan büyülendiğimi anladığını biliyorum..Yanıma yaklaşıyor onu gördüğümde sadece derin bir gülümsemeyle karşılık veriyorum. Ama içimde heyecan tomurcukları büyüyor. Sonra ertesi gün tekrar gidiyorum aynı yerde yine karşılaşıyoruz. Hep gülümseyişler bakışmalar. O kadar sevimli ve huzur veriyor ki bana. Her şeyi unutuyorum. Sonra onunla takılmaya başlıyoruz kalabalığın arasında. Bir ara kolunu tutuyorum kaybolmamak için. Her akşam orada kapanışı izleyip ayrılıyoruz. Nasıl mutluyum. Sonra bir gün terasa çıkmak istiyorum. Ama o gün Yoseobu göremiyorum. Arkadaşlarım da benimle geliyor ama birşey yokmuş hadi gidelim diyorlar. Bu defa @hayal_per yok :D

Hayır gidemem Yoseob gelecek diorum. Bir tanesi “Ya Yoseob hep gelirdi zaten senin yanına terasa saçmalama” gibi bir şey söylüyor. Gelecek, biz onunla yakınız diyerek Yoseobb.. Yoseobbbb.. Yoseoobb diye sesleniyorum. Sonra Yoseobbbbbb diye avazım çıktığı kadar bağırıorum. Cevap yok.. "Ama burada olduğumu bilse emini gelir" diyorum. Nolur bulun onu diyorum. İhtiyacım var ona. Nasıl üzülüyorum nasıl bilseniz.  Arkadaşlarım gidiyor. Umutsuzluğa kapılmak istemiyorum ve kendimi benim burda olduğumu bilmediği için gelmiyor durumuna inandırıyorum..Yalnız kalıyorum terasta. Gidip aramak istiyorum onu ama eğer gidersem bir daha dönemiyormuşum terasa. Sonra terasın ucuna doğru yürüyorum. Kapıdan uzaklaşıyorum ve sonra yüzümü kapıya doğru dönüyorum. Sağ tarafımda uzun dikdörtgen bembeyaz örtülü bir masa. O sırada kapının açılış sesini duyuyorum gülüşmeler kıkırdamalar falan. Bir merak... Heyecanla kapıya doğru baktığımda Sarı saçlı Kikwangın gülümseyen sevimli yüzüyle karşılaşıyorum. Bak sürpriz edasında geliyor. Hani çok istediğiniz birşey olur da içinizde tarifsiz bir mutluluk ve heyecan tavan yapar ya.. İşte gerçek hayatta bile çok çok çok nadir tattığım o mucizevi duygu o an içimi doluyor ve tüm hücrelerime yayılıyor.. Yaşadığım his kelimelere dökülebilecek bir şey değil.. Arkasından Yoseob da sürpriz böyle yapılırrr diye kocaman gülümsemesiyle çıkıyor. Arkadan Junhyung salına salına muzip gülümsemesiyle yürüyor ve elinin tersiyle gülümsemesini gizleyerek cool olmaya çalışıyor :D Dongwoon ve Dujun yanyana çıkarken çok silik olarak gördüğüm Hyunseung  en arkadan geliyor. Ben onların girişini izledikçe çığlıkla tepki veriyorum hemen sonra sakin olmalıyım diye düşünerek cool davranmaya çalışıyorum ama karşılarında cool olmak ne mümkün.. Zaten onların beklediği bak sürpriz yaptık mutlu ol sevin olayı. Benim çığlığımdan mutlu olabiliyorlar.. Ama yine de kendime hakim olmaya çalışıyorum. Ve Yoseobun bana yaptığı sürprizi düşünüyorum. Arkadaşlarını benim için buraya getirdi tam da gelmeyeceğini düşünmeye başlamışken... 

Benim için FANMEETİNG yaptılar diye heyecandan ölüyorum.. Gelip masaya diziliyorlar. Tam karşılarına oturuyorum kiki ve junun orta karşısına denk gelen bir sandalyeye.  Yanımda birisi oluşuyor. Ona İngilizce olarak ben konuştukça sen koreceye çevirebilirsin diyorum.  Öylesine heyecanlıyken sakin kalmaya çalışmak hissini birebir yaşıyorum. Derken masaya yerleştikten sonra onlara ilk söylediğim şey şu oluyor "hep korece konuşuyorsunuz hiç ingilizce konuşmuyorsunuz ve ben sinir oluyorum" :D Sadece gülümsüyorlar. O sırada Yoseob Kikwang ve Junhyung 'un güldüğünü çok net hatırlıyorum.. Ya yüzlerinde burada ne işimiz var memnuniyetsizliği hiç olmuyor. Jun ve kikinin yüzü inanılmaz net zaten. Tüm tepkileri hafızamda kayıtlı. “I’m from Turkey” dediğimde başlarını öyle bi sallıyolar ki güya ingilizce de iyiler anladık falan edasında :D sonra bende I wish I could speak Korean diyorum :D yine kiki ve jun gülüolar. Dongwoon ise kollarını önünde bağlamış ve sadece gülümsüyor.. Bazen bişeyler konuşuolar ama hatırlamıyorum yanımdaki bana çeviri yapıyor. Ama daha çok susup bekliyorlar benim sorularım var mı diye. Çok saygılılar çok sempatik alçakgönüllüler. O heyecanı nasıl bastırdığıma şaşırıyorum. El şıkıştık mı hatırlamıorum onların masaya oturmalarına kadar geçen sürede boşluklar var hatırlayamıyorum. 

Off bu rüyaları kaydedebilseydik ne güzel olurdu. Öyle motive olmuştum ki rüyamda gerçek hayata geri dönmek hayal kırıklığı yaratsa da elimden gelen bir şey yok

Ayrıca bu rüyayı diğerlerinden farklı kılan, Jun'u gördüğüm ilk rüya olma özelliği taşımasıdır ^^ ve ona olan sempatimi artırmıştır.. Gerçek hayatta da böyleyse içine sokasın gelir... Bunların hepsi birer minnoş.. Onları tanımasaydım belki de daha iyiydi.. Biz rüyalarla yetinirken birilerinin onların yanıbaşında olduğunu bilmek çok sinir bozucu.. 

Evet yine bir fanfiction tadında rüya ile karşınızdaydım.. Bu gördüğüm şuana kadar gördüklerimi arasında 2. en iyisiydi. birincisi Kiki'nin 3 farklı kişi olduğuydu çünkü :)








2 Aralık 2014 Salı

Kikili rüyalar Vol. 4 :)

Merhaba dostlar bir rüyalarla kiki programına daha hoşgeldik..
Acun ve Adriana ilişkisiyle ilgili  haberleri görüp bilinçaltımı baya besledikten sonra uyuduğum gecenin bana böyle bir sürpriz yapacağı belliydi :)

Rüyanın kahramanı yani esas oğlanı elbette ki kikwang :D
Neyse çok uzun bir kurgu yoktu.

Olay bar gibi bir mekanda başlıyor. Ama içinde henüz kimse yok. Karşılıklı iki delikanlı oturmuş sohbet ediyorlar. Ben de karşıdan onlara bakıyorum. Delikanlılardan birisi Kikwang.. Diğeri daha önce görmediğim bir çocuk..

Kikwang son derece cool olup bana hiç bakmıyor bile.. Katılmamız gereken balo gibi bir davet var.. Kikwang açık maviye çalan gri bir takım giyiyor. Saçları kumral... Oldukça havalı ve yakışıklıydı.

Bu bar gibi yerin arkasında bara bağlı odalar var. İkisi orada yaşıyormuş. Benim de onlarla ne gibi bir bağım var bilmiyorum ama onların evinin bir odasında kalıyormuşum. Tabiki geçici bir süreliğine..
Kikwangın beni farketmesi için birşeyler yapmam gerektiğini düşünürken diğer çocuğun bana yakınlaşmaya çalıştığını farkediyorum. O zaman özgüvenim yerine geliyor ve en güzel giysilerimden birini giyip baloya hazırlanıyorum. Seçtiğim renk kikwangın takımıyla aynı :D Saçlarımı salıyorum falan :D
Odadan çıkıp bara geçtiğimde artık emelime ulaşmış olduğumu görüyorum :D Çünkü kikwang beni farkediyor. Hatta diğer çocuğun benimle ilgilendiğini de farkedip kıskanmaya başlıyor :D
Kikwangın bana yakınlaşma çabaları takdire şayan:D
Rüya baya heyecanlıydı. Bir ara gelip yanımda duruyor.. Ben çok heyecanlanıyormuşum ama çaktırmıyormuşum. Artık cool takılan benmişim :D

Her zaman olduğu gibi finali hatırlamıyorum ama Bu bilinçaltını bana sağladığı için Acun'a teşekkürlerimi borç biliyorum :D

Yoseob'lu rüyalar :)

Birkaç gün önce gördüğüm ve yazmaya fırsat bulamadığım kısacık bir rüyamdan bahsetmek isterim sizlere :)
Bu defa kahramanımız Yoseob olur :) Korece konuşmayan bir Yoseob hayal edin :) Nasıl? 
Geçenlerde twiter da büyü yapıp Beast'e korece konuşmayı unutturcam yazmıştım akabinde bu rüyayı gördüm :D
Yoseob Korece konuşamıyordu :) Türkçeyi anlıyor konuşamıyor ama İngilizceyi konuşabiliyordu :D

Ona garip sorular sorduğumda Türkçe sorduysam başını evet hayır anlamında sallıyor, İngilizce sorduğumda ise ingilizce cevap veriyordu. Yanımızda tanımadığım bir adam oturuyordu ve "bak bak Türkçe'yi de anlıyormuş" diyordu :D

Sorduğum soruları unutmanın üzüntüsünü yaşasam da rüyaya burda nokta koymak zorundayım :)

Sorulardan biri aklıma geldiği için güncelleme yapayım dedim :)

Yoseob'a Cezanın şarkısını dinletiyorum. Hatta TV'yi açıp klibiyle birlikte izletiyorum. "Bu da Türkçe rap nasıl" dediğimde yüzü şaşkın şapşik bi ifadeyle kaplanıyor :D :D

Bu kadar bye ozmn :D

Dujunlu rüyalar :)

Merhaba dostlar,
Evet sonunda Dujun'a da bulaştım. Bu rüyayı göreli uzun zaman oldu detayları hatırlamakta zorlansam da genel hatları hala aklımda :)
Dongwoon Yoseob ve Dujundan oluşan romantik komedi tadında bir rüya :)
Bu 3 kafadar Türkiye'ye geliyormuş hem de Türkçe konuşuyorlarmış. Yoseob "Kikwang bugün gelemeyecek bize katılamayacak" diyor ve ben önce üzülüyor sonra çok da kafaya takmıyorum :)
Dujun bana baya bi ilgi göstermeye başlıyor birlikte dans falan ediyoruz. Yoseobun kıyafetleri ve valizi ortada dağınık kıyafetlerini inceliyorum. Şu showtime'da sanırım jejuya gittiklerinde giydiği sarı kıyafetini görüyorum giysilerin arasında :D Biz Dujunla dans ederken Yoseob hep uzaktan bakıp yer yer yüzünü ekşitiyor :)
sonra Yoseob gelip oturuyor bende yanına gidip saçını okşuyorum :D

Sonra Dujunla takılmaya devam. Bu arada Dujun yanıma gelip beni yanağımdan öpüyor :/ Bilinçaltım nasıl çalışıyorsa bu işten hoşlanmadım. Zaten rüyada da memnun olmuyorum. Ne yani sırf Dujun diye elin çocuğu yani :D:D Yani kısacası yediğim önümde yemediğim arkamda :D Sonra dujunun en sevdiği konuya sıra geliyo; "Kadında göğüs ve kalça önemli" diyo birden :D :D ve ekliyo "sen zayıfsın ama yine de idare edersin" ahaha bende ona kızıyorum "hiçte bile gayet iyiyim" diyorum. :D
Dujunun uykusu geliyor sonra.. Bende onu tutup şurda koltukta uyu biraz diyerek koltuğa yatırmaya çalışıyorum. Muziplikler falan yapıyor bana.. Sığdıramadım onu koltuğa ama bacakları yüzünden :D

Böyle de bir rüyanın daha sonuna geldik..